21 Haziran 2009 Pazar

Application Letter

Okuldayken ödev gereği hazırladığım başvuru mektubu...

























ODTÜ 4. Yurt
414/3, 06531
Çankaya/ANKARA

April 9, 2007

Mr. Sertaç Erenmemisoğlu
Manager of Human Resources
OPET Petrolcülük A.S.
Bulgurlu Mah. Sarıgazi Cd.
No:47, 34696
Üsküdar/İSTANBUL

Dear Mr. Sertaç Erenmemişoğlu:

I am writing to apply for the post of “Finance Assistant Hiring”, which was advertised in Hürriyet İnsan Kaynakları on 18 March 2007. I have had a three-month work experience as an intern at OPET last summer. Moreover, I have taken several finance- and accounting-related courses at the university. Besides, I have a special interest in the fuel oil sector. Therefore I believe that I am appropriate for the Finance Assistant position that you are looking for.

I will be graduated from the Department of Business Administration at Middle East Technical University by June, 2007. During my bachelor in METU, and my exchange program in the University Paderborn, in Germany, I have participated in many activities and panels about some specific finance topics. Furthermore, I have prepared a seminar paper about consumption tax and its influences on investments. In addition, while taking part in METU Young Entrepreneurs Club activities, I have improved my interpersonal skills, leadership skills, and ability to work in a team. In addition to all, my experience on OPET culture will help me add value to OPET.

Since I have the necessary qualifications for the position and have the experience at the company, I would like to be a member of OPET Family. As we have arranged before, our interview is on April 9, 2007 at 10:15 AM, at your office. Please let me know, in case of a change in time and place. I will always be
available at 053XXXXXXXX.

Sincerely yours,

Ömer Kara

Enclosure: Résume

20 Haziran 2009 Cumartesi

Afişler

Eskileri karıştırırken Genç Girişimciler Topluluğu için tasarladığım web sitesi ve aktivite afişlerinden bir kaçına rastladım. Nostalji oldu, geçmişi yad edelim.












Sonundaaa...

Sonunda yüksek lisans bitirme projem...


28 Mayıs 2009 Perşembe

Forum İstanbul 2009

"Yarının kurulması - Hedef 2023" sloganı ile yola çıkan Forum İstanbul toplantılarının 8.'si bugün itibariyle başladı. "Dünya Finansal ve Ekonomik Krizinden 2023 Türkiye'sine" konulu iki günlük paneller zincirinin ilk gününe katılma fırsatım oldu.
----------------------------------------
Forumun açılış konuşmasını yapan Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın konuşmasında 3 nokta önemliydi. 
1- 2023 yılında Türkiye dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasında girecek.
2- Türkiye, Avrupa Birliği'ne tam üyelik yolunda emin adımlarla ilerliyor. İlerlemede sorun yok ancak hızını tartışabiliriz.
3- İçinde bulunduğumuz kriz sona erdiğinde iki faktör Türkiye için büyük avantaj yaratacaktır: Birincisi dış borç. Krizin sona ereceği gün Türkiye en az borçlu ülke olacak ve bu da büyüme trendinde büyük avantaj sağlayacak. İkincisi kârlı bankalar. Bugün dünyada bankalar zarar ettiği için krizin sona ereceği gün büyümeyi ateşleyecek sağlam finansal kurumların eksikliği duyulacak. Ancak Türkiye için bu sözkonusu değil, kârlı bankalarımız kriz sonrasında büyümeyi körükleyecek.
----------------------------------------
Açılış konuşmalarından sonra yapılan paneldeki ilk konuşmacı Prof. Dani Rodrik oldu. Rodrik'in konuşması gayet bilgilendirici ve faydalı oldu.
- Kriz iki faktörün bir araya gelmesi ile meydana gelmiştir. Bunlardan birisi likidite bolluğu diğeri ise denetim eksikliğidir. Aslında likidite bolluğu kötü birşey değil aksine arzulanan bir durumdur. Denetim eksikliği de netice itibariyle icradaki eksiklik kadar hayati değildir. Ancak her ikisi bir araya geldiğinde bu büyüklükte bir krize neden olabilecek kadar hayati olmuştur.
- Bu kriz nasıl atlatılır:
1- Finansal piyasalara ilişkin düzenlemelerin derinleştirilmesi ve örneğin hedge fonları da kapsaması gerekmektedir.
2- Aşırı dış ticaret fazlası veya aşırı değersiz para birimi (undervalued currency) gibi anomalilere çekidüzen verilmelidir.
3- Küresel yönetişim geliştirilmelidir. Dünyanın tecrübe ettiği bu krizde anlaşılmıştır ki ülkeler için kredide etkin ve uluslararası bir son merci, IMF'e rağmen, bulunmamaktadır. Bu kapsamda uluslararası etkin çalışan bir merci kurulmalıdır.
- Türkiye için krizin reçetesi dış borçlanmanın azaltılması ve iç tasarrufun arttırılmasıdır. Bu kapsamda içsel dönüşüme dayalı büyüme modeli geliştirilmelidir. Bunun başarılı örnekleri Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore'de yaşanmıştır. 
----------------------------------------
Paneldeki diğer bir konuşmacı Kemal Derviş'ti. Özellikle krizin sebepleri konusunda çarpıcı tespitleri oldu.
- Krizden önceki yıllarda otoritelerin çok azı sistemdeki denetim açığının farkında idi.  Bunun tek nedeni otoritelerin genellikle kamu kökenli piyasada çalışmamış olmalarıdır. [Bu konu aslında bir itiraf niteliğinde idi. Önceki bir yazımda piyasada çalışan profesyonellerin kamuya transferleri konusuna değinmiştim. Bunun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmüş olduk.]
- Risk modellemeleri matematisyenler tarafından yapıldı. Sosyal bilimci, iktisatçı olmak matematikçi olmaktan farklıdır, sağ duyu eksikliği bu krizin çıkmasında önemli faktörlerden birisidir.
- Tasarruf çok önemli, tasarruf olmazsa büyüme geçici olur. Bu anlamda bir yönüyle de alışkanlıkları değiştirmek gerekir. Hindistan tasarrufu arttırmayı başarmıştır.
----------------------------------------
Diğer panelist Ege Cansen'in çok güzel tespitleri vardı.
- Milli gelirin bir kısmı tasarrufa dönüşür. Tasarrufun bir kısmı da yatırıma dönüşür. Yatırım da milli serveti arttırır. Örneğin 100 birimlik milli gelirin 20'si tasarrufa dönüşse, bu 20'nin yarısı yatırıma dönüşse milli servet 10 birim artar. Ancak son yıllarda Türkiye'de milli servetin artış hızı o kadar yüksek oldu ki, böyle bir oran ne milli gelirin tasarrufa dönüşmesinde ne de tasarrufun yatırıma dönüşmesinde yaşandı. Milli servetin bu kadar artmasının sebebi varlık fiyatlarındaki artış oldu. Varlık fiyatlarındaki bu enflasyon çok tehlikeli ve geçicidir.
- Borsaya bakıyorum en fazla kazanan %21 kazanmış, ortalamaya bakıyorum ortalam %7 kazanmış. Bir hesap yapıyorum bir kişinin %21 kazanması ve ortalamanın %7 çıkması için 7 kişinin %5 kazanması gerekiyor. Yani kapitalist sistemde 1 kurnaza 7 aptal düşüyor. Sonra bu aptallardan birisi ben neden %2 kaybedeyim diyor ve daha da risk alıyor. Bu kurnazların sayısı ne zaman aptallara yaklaşırsa işte o zaman kriz çıkıyor. 
- Türkiye'nin kriz reçetesi büyümenin altında reel faiz ve sıfır cari açıktır. Reel faizin büyümenin üstüne çıkmaması ve cari açığın sıfır veya artı-eksi yüzde birlerde seyretmesi gerekmektedir.

24 Mayıs 2009 Pazar

Bankalarda Operasyonel Skandallar - Société Générale

Bankacılık sektörünün en büyük operasyonel skandalı; 3. Napolyon tarafından kurulmuş, 150 yıllık geçmişiyle köklü bir Fransız bankası olan Société Générale’de 2008 yılının başında yaşanmıştır. 2007 yılında “The Banker” dergisi tarafından Avrupa’nın en iyi türev piyasası işlemleri yapan bankası seçilen Société Générale; bir personelinin bu piyasada yanlış pozisyon alması nedeniyle 2008 yılı Ocak ayında 4,9 milyar Euro zarar ettiğini açıklamıştır. Büyük pozisyonların zarar yazılarak kapatılması, finansal krizin ayak seslerinin duyulduğu o günlerde tüm piyasalarda şok satışlara sebep olmuş ve Amerikan Merkez Bankası 75 baz puan faiz indirimine gitmek zorunda kalmıştır. Etkileri ile sınırları Fransa’yı aşan bu olay bir personel tarafından gerçekleştirilen en büyük operasyonel skandal olarak tarihe geçmiştir.

4,6 milyar Euro tutarındaki tarihi zararın baş mimarı olan Jerome Kerviel, 2000 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra Société Générale’in yatırım ünitesinde destek ve kontrol personeli olarak göreve başlamıştır. Kerviel, bankada kontrolör olarak çalışırken aynı zamanda yüksek lisansını da tamamlamış ve 2005 yılında Delta 1 olarak adlandırılan, piyasaların geleceğini öngörerek büyük finansal operasyonlar ile bankanın kaynaklarını yöneten ekibe trader olarak transfer olmuştur. Çevresi tarafından hep başarılı olmak isteyen hırslı bir çalışan olarak tanınan Kerviel, Delta 1 ekibinde üstlerinden habersiz riskli pozisyonlar almaya başlamıştır. 2005 yılında yaptığı ilk yetkisiz işlem ile bankaya 500.000 Euro kazandırmış, bu olay Kerviel’in kendisine güvenini daha da arttırmıştır.

Kerviel, 2007 yılı sonuna kadar yetkisiz işlemlerini sürdürmüş ve kâr etmeye devam etmiştir. Olayın açığa çıkmasından sonra yapılan incelemede Kerviel’in 2007 yılı içerisinde toplamda 1,4 milyar dolar kâr ettiği ortaya çıkmıştır. Bu noktada Société Générale’in en önemli hatasının, son yıllarda hızla büyüyen yatırım faaliyetlerini kontrol etmekte yetersiz kalması ve bu yöndeki uyarıları göz ardı etmesi olduğu görülmüştür. Bankanın 2006 yılında tüm bankacılık işlemlerinden elde ettiği kârın yarısı yatırım işlemlerinden kaynaklanmış, bu yüksek kâr ise bu ünitenin sıkı bir şekilde denetlenmesi konusundaki motivasyonu azaltmıştır. 2007 yılının Mart ayında Fransa Bankacılık Komisyonu, yaptığı incelemelerden sonra bankanın iç denetim mekanizmasının güçlendirilmesini istemiş ve özellikle Delta 1 ekibinin iyi bir şekilde denetlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Société Générale’in bu uyarıları dikkate almayarak büyük kârlar karşısında bu ünitedeki kontrol zayıflığına göz yumduğu iddia edilmiş ve banka ağır şekilde eleştirilmiştir. Olayın detaylarının ortaya çıkması ile mudilerin bankaya olan güveni ciddi şekilde zedelenmiş ve banka 22,5 milyon müşterisine tek tek mektup yazarak özür dilemek zorunda kalmıştır.

Daha önceden destek ve kontrol biriminde çalışan Kerviel, trader olmadan önce işlemlerin operasyonel süreçlerinin gerçekleştirildiği arka ofiste işlerin hangi kontroller ile nasıl yürütüldüğünü çok iyi öğrenmiştir. Bu tecrübesi Kerviel’e, trader olarak işlem yaptığı sürece zayıf kontrolleri aşması konusunda yardımcı olmuş ve Kerviel yetkisiz işlemler ile aldığı riskleri sahte hesaplar açarak gizlemiştir. Yapılan incelemelerde Kerviel’in tüm bu işlemleri yaparken bazı arkadaşlarının bilgisayarına izinsiz olarak girmiş ve onlar adına gereken onayları vermiş olduğu tespit edilmiştir. Société Générale’de kullanıcı şifrelerinin belirli zaman zarfında değiştirilme zorunluluğunun olmaması sistem güvenliğinde büyük bir kontrol zafiyetine sebep olmuştur.

Sahte işlemler yapılarak gizlenen pozisyonların tespit edilmesindeki en önemli kontrol noktalarından bir tanesi de personellerin düzenli olarak izine çıkartılmasıdır. Birçok bankada her personel için yılda en az bir defa yedi gün kesintisiz olarak tatil yapma zorunluluğu getirilmiştir. Personele verilen bir haftalık zorunlu iznin tek sebebi personel tarafından gizlenen suistimallerin açığa çıkmasını sağlamaktır. Suistimal yapan personel gizlediği işlemleri izinli olduğu süre boyunca gizleyemeyecek ve bu tür olaylar büyümeden ortaya çıkartılabilecektir. Yapılan incelemede Kerviel’in son 8 ay içerisinde 7 gün kesintisiz olarak izin yapmadığı ve bu konuda da Kerviel’in yöneticisinin İnsan Kaynakları Bölümü tarafından bir kez ikaz edildiği ancak bu uyarıyı ciddiye almadığı tespit edilmiştir. Şifre değiştirme ve bir hafta kesintisiz izin zorunlulukları gibi kontrol noktaları her ne kadar küçük ve önemsiz gibi görülse de buralarda yaşanan eksiklikler bir araya gelince büyük kontrol zafiyetleri meydana getirmekte ve sonucunda Société Générale’de yaşandığı gibi büyük skandallara neden olabilmektedir.

16 Mayıs 2009 Cumartesi

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Türk Bankacılık Sektörü'nün Operasyonel Kayıpları*

Türkiye’deki bankalarda en sık yaşanan operasyonel kayıp vakalarından birisi personel suistimalleridir. Zimmet suçu şeklinde gerçekleşen personel suistimalleri sonucunda oluşan maddi zarar genellikle banka tarafından karşılanmaktadır. Örneğin 13 Mart 2008 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde çıkan bir haberde; Samsun’da özel bir bankanın şubesinde çalışan bir personelin, çeşitli müşterilerin hesaplarından 13 milyon doları zimmetine geçirerek kayıplara karıştığı bildirilmiştir. Benzer şekilde 17 Mart 2009 tarihinde Şekerbank, Antalya Gazipaşa Şubesi’nde görev yapan bir personelin aleyhinde 1,5 milyon lirayı zimmetine geçirdiği iddiasıyla dava açmıştır. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun 2008 yılında Ziraat Bankası üzerinde yaptığı inceleme sonucunda zimmet suçlarının boyutunun 10 milyon 203 bin liraya ulaştığı açıklanmıştır. Tüm bu olaylarda oluşan zararlar banka tarafından karşılandığı gibi olayın niteliği itibariyle oluşan itibar kaybının somut sonuçları ölçülememektedir.

Personel suistimallerine paralel olarak bankalarda sıklıkla yaşanan diğer operasyonel kayıplar dış kaynaklı vakalardan kaynaklanmaktadır. Dış etkenler olarak tabir edilen bu tür operasyonel riskler genellikle banka soygunu, internet ve kredi kartı dolandırıcılığı şeklinde gerçekleşebilmektedir. Emniyet Müdürlüğü Ana Komuta Kontrol Merkezi Daire Başkanlığı verilerine göre Türkiye’de 2006 yılı içerisinde 202 adet banka soygunu meydana gelmiştir. Diğer taraftan internet bankacılığı ve kredi kartı kullanımının yaygınlaşması ile bu alanlarda yaşanan dolandırıcılık olaylarında da ciddi oranlarda artış meydana gelmekte olup, olayların sonucunda oluşan maddi zararlar bankalar tarafından karşılanmaktadır. Örnek olarak Ziraat Bankası Ankara Konutkent Şubesi’nin ATM'sinde 30.03.2008 tarihinde bir dolandırıcılık olayı meydana gelmiş ve sonucunda banka müşterisi maddi zarara uğramıştır. Asıl itibariyle söz konusu suç üçüncü şahıs veya şahıslar tarafından gerçekleştirilmesine karşın açılan dava sonucunda gerekli tedbirleri almadığı gerekçesi ile Ziraat Bankası kusurlu bulunmuş ve zararın tazmini ile cezalandırılmıştır.

Dış kaynaklı diğer operasyonel riskler ise deprem, yangın gibi doğal felaketler ve terör saldırılarıdır. 17 Ağustos 1999 depreminde Marmara Bölgesi’ndeki birçok banka şubesi hasar görmüş ve faaliyetlerinde kısa süreli de olsa bir takım aksamalar meydana gelmiştir. Örnek olarak Akbank’ın 1999 yılındaki deprem felaketinden etkilenen 17 şubesinden sadece 12’si tekrar açılabilmiştir. Benzer şekilde Garanti Bankası’nın Adapazarı ve Gölcük şubeleri kullanılamaz duruma gelmiş, İzmit, Gebze ve Yalova şubelerinde veri aktarım problemleri yaşanmıştır.


Türk Bankacılık Sektörü’nün acı ile tecrübe ettiği diğer önemli bir operasyonel risk vakası ise 2003 yılında İstanbul’daki terör saldırıları ile yaşanmıştır. 20 Kasım 2003 tarihinde HSBC Bankası’nın yaklaşık bin personelinin çalıştığı Genel Müdürlük binasına bomba yüklü bir araç ile intihar saldırısı düzenlenmiştir. Bu saldırı ve akabinede gerçekleştirilen saldırılar sonrasında İstanbul Menkul Kıymetler Borsa’sında işlemler durdurulmuştur. HSBC ve CitiBank’ın Türkiye genelindeki tüm şubeleri güvenlik gerekçesiyle bir gün süreyle kapatılmıştır.

* İmar Bankası vakasının, birçok kaynakta Türkiye tarihinde yaşanmış en büyük operasyonel risk skandalı olarak belirtilmesine karşın asıl itibariyle yaşananların operasyonel kayıptan ziyade banka sahipleri ve yönetimi tarafından işlenen büyük bir organize dolandırıcılık suçu olduğu bilinmektedir. Üst düzey yönetim tarafından yapılan yönlendirmeler ile yasa dışı faaliyetlerde bulunmak ve banka kayıtlarını manipüle ederek düzenleyici otoriteye kasıtlı olarak yanlış raporlamalar yapmak suretiyle bu faaliyetleri örtbas etmek hiçbir operasyonel risk unsuru ile açıklanamamaktadır. Bu sebeple İmar Bankası vakasının operasyonel riske iyi bir örnek teşkil etmediği düşünülmüş ve bu çalışmada İmar Bankası vakasına yer verilmemiştir.

27 Nisan 2009 Pazartesi

6. Önlem Paketi ve Kredi Garanti Fonu

Referans Gazetesi'nin bugünkü haberine göre; finansal krizin etkilerinin azaltılması amacıyla çalışmaları devam eden hükümetin 6. Önlem Paketi'nde Kredi Garanti Fonu'nun etkin kullanımı da yer almaktadır. Bu kapsamda Kredi Garanti Fonu, bankaların şirketlere vereceği kredinin yüzde 60'ına kefil olacağı ve bu amaç için 1 milyar liralık kaynak ayrılacağı belirtilmektedir. Ayrıca Fon'nun bu kaynak ile yaklaşık 10 milyar liralık krediye kefalet verebileceğinin tahmin edilmektedir.

BDDK verilerine göre 2008 Aralık ayı itibariyle Türk Bankacılık sektörünün şirketlere kullandırdığı kredilerin 250 milyar lira olduğu gözönüne alındığında bu paketin toplam ticari krediler üzerindeki etkisinin %4 kadar olacağı söylenebilir. 2009 yılında öngörülen sıkışıklık için iyi bir rahatlama olacaktır.

Ref 1: http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=121690
Ref 2: http://www.bddk.org.tr/websitesi/turkce/Raporlar/Finansal_Piyasalar_Raporlari/6320Finansal_Piyasalar_Raporu_Aral%C4%B1k_2008.pdf

25 Nisan 2009 Cumartesi

17 Nisan 2009 Cuma

Bankalarda Operasyonel Skandallar - Allied Irish Banks

Tarihte önemli operasyonel skandalların bir diğeri de Allied Irish Banks (AIB) adındaki bir İrlanda bankasında yaşanmıştır. İrlanda’nın en köklü üç bankasının birleşmesi ile 1966 yılında kurulan AIB; 2002 yılında, merkezi ABD’nin Baltimore şehrinde bulunan Allfirst adındaki iştirakinin Hazine Bölümü’nde yaşanan bir suiistimal sonucunda 691,2 milyon dolar kaybettiğini açıklamıştır. Olayın açığa çıkmasının ardından 2003 yılında Allfirst, M&T Bank Corporation adındaki bir bankaya satılmış ve sonucunda üst düzey yöneticiler dahil olmak üzere yaklaşık 1.200 Allfirst çalışanı işinden olmuştur. Yapılan incelemelerde, bir çalışanın neden olduğu böylesine büyük bir olayın ardında önemli yönetsel hataların ve zayıflıkların olduğu tespit edilmiştir.

Geniş şube ağlarına sahip üç büyük ticari bankanın birleşmesi ile kurulmuş olan AIB’de yaşanan bu suiistimalin en önemli sebeplerinden bir tanesi bankanın ve suçun işlendiği iştirakinin tecrübesinde ve yapısal kurgusunda gizlidir. Baltimore gibi bir liman kentinde faaliyet gösteren Allfirst’ün müşteri portföyü, denizaşırı ticaret yapan ve sonucunda kur riski alan büyük firmalardan oluşmaktadır. Dolayısı ile Allfirst’ün işlemlerinin büyük bir bölümü, müşterilerin kur riskini azaltan karmaşık hazine ürünlerinden oluşmaktadır. Diğer taraftan kısıtlı büyüklükteki hazine işlemleri ile yıllarca ticari bankacılık yapan ve yöneticilerinin de sadece bu konuda deneyimli olduğu AIB gibi bir bankanın böylesine büyük hazine işlemleri yapan Allfirst gibi bir bankayı satın alması, çok yakından yönetilmesi gereken büyük bir risktir. Ancak bu risk iyi yönetilememiş ve vahim sonuçlar doğurmuştur.

1993 yılında John Rusnak adında bir trader, AIB’nin Baltimore’daki iştiraki olan First Maryland Bancorp’ta (1999 yılında Allfirst adını almıştır) çalışmaya başlamıştır. Kariyeri boyunca çeşitli bankaların yabancı para (FX) işlemler ofisinde çalışmış olan Rusnak, Allfirst’e girerken farklı stratejiler geliştirerek FX piyasalarındaki arbitrajdan faydalanacağını vaat etmiştir. Buna karşılık kompleks opsiyonlar yerine yenin dolar karşısında değer kazanacağı varsayımı ile tek bacaklı basit spot ve forward işlemler yapmış, karşı bacağında opsiyon işlemleri yaparak pozisyonunu hedge etmemiştir. Yenin dolar karşısında değer kazandığı 1990 ile 1995 yılları arasında güzel kârlar yazmasına karşın Rusnak, 1995 ortalarında yenin dolar karşısında değer kaybetmeye başlaması ile zarar etmeye başlamıştır.

Rusnak riskli stratejisinin bir sonucu olarak 1997 yılının sonunda 29,1 milyon dolar zarar etmiştir. Sorumluluğu alıp zararını yönetime rapor etmek yerine gizlemeyi tercih etmiş, oluşan zararı kapatmak için yetkisiz işlemler yapaya başlamıştır. Ancak, bir çok suiistimal vakasında yaşandığı gibi, Rusnak’ın yaptığı bu işlemler, oluşan zararı daha da büyütmüş ve 1999 yılında toplam 41,5 milyon dolar zarara neden olmuştur.

Rusnak, 1997 yılında aldığı pozisyonlarla zarar etmeye başladığı zaman, gerçekleşen bu zararları gizlemek için sisteme sahte opsiyon işlemleri girmiştir. Kuru, prim tutarı ve büyüklükleri aynı olan, ancak biri bir gün vadeli, diğeri gerçek forward pozisyonunun vadesi ile uyumlu olan iki sahte opsiyon işlemi yapmıştır. Rusnak, her iki opsiyon işlemini de aynı banka ile yapılmış olarak gösterdiği için işlemler nette herhangi bir transfer gerektirmemiş ve bu sebeple operasyon masasına gönderilmeyerek bir kontrol noktasını aşabilmiştir. Bu sahte işlemlerin sonucunda Rusnak, açık olan pozisyonunu gizlemiş ve kapalı (hedge edilmiş) olarak gösterebilmiştir. Yapılan tüm hazine işlemlerinde karşı taraf ile teyitleşmesi gereken Hazine Operasyon Bölümü bu işlemler için karşı taraf ile bizzat teyitleşmemiş, Rusnak’ın hazırladığı sahte faks dökümanları üzerinden teyit almıştır. Hazine Operasyon Bölümü’nün yapılan işlemleri bağımsız kaynaklardan teyit etmemesi büyük bir kontrol zaafiyeti oluşturmuştur.

Benzer bir zayıflık risk yönetimi faaliyetlerinde yaşanmıştır. Her traderın pozisyonu için bağımsız olarak riske maruz değer (RMD) hesaplaması gereken Hazine Risk Kontrol Bölümü, Rusnak’ın pozisyonu için yaptığı hesaplamalarda Rusnak tarafından manipüle edilmiş olan verileri kullanmış, sonucunda hatalı RMD hesaplamıştır. Rusnak’ın pozisyonunun RMD’si maksimum 1,5 milyon dolar olarak hesaplanmasına rağmen yapılan incelemelerde 90 milyon kaybettiği durumların yaşandığı tespit edilmiştir.

Hazine işlemleri için diğer bir kontrol noktası olan stop-loss limiti, AIB vakasında etkin olarak çalışmamış ve suiistimalin tespitinde yetersiz kalmıştır. Sistem tarafından bağımsız veriler ile hesaplanması gereken stop-loss limitleri, sistemin direkt olarak Reuters’tan beslenememesi nedeniyle traderların verileri üzerinden hesaplanmıştır. Rusnak, RMD hesaplamasında yaptığına benzer şekilde stop-loss hesaplamasında kullanılan döviz kurlarını manipüle etmiş ve bu kontrolü etkisiz hale getirmiştir.

Birinci ve ikinci seviye kontrollere ek olarak AIB’nin iç denetim fonksiyonları da bu suiistimalin tespitinde başarısız olmuştur. Rusnak’ın faaliyetleri, 5 yıllık süre zarfında sadece bir kere denetlenmiştir. Sonuç olarak AIB’de yaşanmış olan bu suiistimal vakasında; süreçteki kontrol zaafiyetleri, hazine işlemlerinde tecrübesiz olan yönetimin risk algısı ve etkin iç denetim sisteminin eksikliği, tarihteki en büyük operasyonel skandallardan birine neden olmuştur.